SEPET
PAYLAŞ
14.06.2019 // SNEAKER // İnanç Çakıroğlu

Sneaker Yaratıcıları Serisi: Bruce Kilgore

Yaratıcı sneaker tasarımcıları serisinde bu kez, Nike Air Force 1’in tasarımcısı ve Nike Shox projesinin mimarı efsane tasarımcı Bruce Kilgore’un hikayesini kaleme aldık.




Bridgeport Üniversitesi’nde endüstri tasarımı okuyan Bruce Kilgore, Nike’ta çalışmaya başlamadan önce Sundberg-Ferar adlı tasarım firmasında Whirlpool ve Sears için büyük elektronik aletler tasarlayarak kariyerine başladı. 80’li yıllarda ABD’de üretilen bulaşık makinesi, çamaşır makinesi ve kurutma aletlerinin birçoğunda imzası bulunan Kilgore, daha sonra otomotiv sektörüne geçerek Pontiac ve Ford gibi ünlü otomotiv firmalarının bazı ekipmanlarının tasarımını gerçekleştirdi. Birbirinden farklı sektörlerde birbirinden farklı görevlerde çeşitli tecrübeler ve kazanımlar elde ederken, belki de en önemlisi insanlara dokunan ürünleri tasarlıyordu.


SNEAKER TASARIMCILIĞI DÖNEMİ

Sneaker tasarımcılığına giden yolun anahtarı: Nike Air Tailwind 

Sneaker tasarımı fırsatı karşısına çıktığında o güne kadar makine konsolu, kontrol paneli ve otomobil kapısı gibi ürünlerin tasarımlarını yapmıştı. Bu karmaşık ve kapsamlı ürünlerin tasarımlarının sonucunda kullanılabilirliklerini test etmek için grafikten ve mühendislikten anlayan birçok insanın yardımı gerekiyordu. Ancak sneaker tasarımı öyle değildi. Artık, tasarımlarının sonucunda kendisinin deneyimleyebileceği ve kendisinin test edebileceği bir ürün tasarımını yapma fırsatı eline geçiyordu.


1979 yılında New York’ta olduğu dönemde bir yetenek avcısından gelen bir telefon, hayatındaki yeni dönemin başlamasını sağlamıştı. Telefonun ucundaki ses, New Hampshire’da bulunan bir firmanın, bünyesine bir tasarımcı aradığını ve bu firmanın adının da “Blue Ribbon Sports” olduğunu söylüyordu. Firmanın Nike olduğunun farkında varan Kilgore, soluğu Nike'ta aldı. Nike'a katıldığı dönemde ilk olarak bir adet Nike Air Tailwind’le koşu deneyimini yaşayan tasarımcı, bu özgün deneyim sırasında Tailwindlerin rahatlığı konusunda tatmin olmasına rağmen, tasarımı konusunda hem fikir olamıyordu. Performansı kadar tasarımıyla da öne çıkan bir sneaker tasarlamaya odaklanan Kilgore, çalışmalarını bu fikir etrafında yoğunlaştırdı. 



80’li yıllara gelindiğinde, Nike'ın hava tabanı sistemi olan Nike Air iyice geliştirilmişti. O dönemde Nike, basketbol sneakerlarında performansı arttırma amacıyla çalışmalar yapıyordu. Farklı meslek gruplarının dahil olduğu çalışma gruplarında uzay mühendisleri ve biyosistemcileri dahi bu projeye dahil etmiş ve bu konuda bir takım geliştirmeler yapmalarını talep etmişti. Ancak yapılan uzun soluklu çalışmalar, bir türlü gerçeğe dönüşemiyor, hayata geçmiyordu. NBA'in tekrar popüler hale geldiği dönem olan 1982 yılında, Bruce Kilgore'un aklına Nike’ın Air yastıklama teknolojisini kullanarak performansı arttıran bir basketbol sneakerı yapma fikri oluşmuştu. Kilgore'un uzun soluklu materyal araştırma ve tasarım oluşturma döneminin sonucunda ortaya bir sneaker modeli çıkmıştı. Bu sneakerın tasarımında, Trip Allen tarafından tasarlanan Nike’ın ultra hafif hiking sneakerı Approach’dan esinlenmişti. Topuğundaki Nike Air'ı dünyaya tanıtan, Kilgore’un imzasıyla tasarlanan bu sneakerın adı ise belki de sadece Nike’ın değil tüm zamanların en çok sevilen sneakerlarından biri olan Nike Air Force 1 olarak tarihe geçiyordu.


Sonraki dönemlerde profesyonel sporcular ve atletler için sneaker tasarlamaya devam eden Kilgore, (Peter Moore ile birlikte) Air Jordan II, Avenger, Adversary, Air Ace gibi modellerin de tasarımlarının altına imzasını atıyordu. 


YAYLANAN SNEAKER PROJESİ VE SHOX 

Kilgore’un yarattığı Air Force 1'in başarısının ardından, sporcuların giydiği sneakerlarda performans arttırıcı topuk desteği ve yastıklama sistemi çalışmaları yıllar boyunca artarak devam etti. Bu teori, yayı andıran bir yapının özellikle de basketboldaki zıplama ve hareket etkisini arttırabilmesi düşüncesinde yoğunlaştı. Kilgore ve Nike tasarımcıları yıllar boyunca sneaker tabanını yaylara bağlamayı ve yaylı tabanlı sneaker yapmayı deniyor, aynı zamanda bu etkilerin sağlam bir şekilde uygulamaya geçirilmesi için çabalıyorlardı. Tekrar tekrar denedikleri bu sürede kullandıkları hiçbir materyal veya tasarım malzemesi, profesyonel bir sporcunun giyebileceği bir sneakerda kullanılamıyordu.

80’li yılların sonuna gelindiğinde bu konuda bir çözüm fırsatı doğmuştu. Kilgore’un, Nike’tan önce görev yaptığı otomobil parçası üreten bir şirketten eski bir çalışma arkadaşı, Kilgore’a otomobil tamponlarında kullanılan özel bir köpük malzemesini gösterdi. Bu materyal sertleştirilmiş kauçuğa benzeyen, otomobillerin dış cephelerinin önemli alanlarına yerleştirilerek çarpışmalardaki darbelerin etkisini hafifletebilen bir maddeydi. Sonunda hem yaylanma özelliğine sahip hem de bir o kadar da sağlam bir materyal arayışı zaferle sonuçlanmıştı. Bu tasarım projesi ile efsanevi model Nike Shox’un ilk taslak fikirleri gerçeğe dönüşüyordu.



90’li yıllara doğru gelindiğinde Nike Air tabanlarına sahip sneakerlar büyük rakamlara ulaşarak başarılı satış grafikleri oluşturuyor, NBA yıldızı Michael Jordan’ın liderliğindeki kararlı pazarlama çalışmalarıyla 3.8 milyar dolarlık rakamlara ulaşarak sektörü adeta alt üst ediyordu. Nike Air’ın bu başarısı, Nike’ın köpük taban sistemini bir süreliğine ertelemesine yol açtı. Bu süre, uzun bir süre denilebilecek bir zaman olarak neredeyse 10 yıl kadar sürdü. 1997 yılına gelindiğinde tasarımı tamamıyla hazır hale gelen, ilk olarak Kilgore’un geliştirdiği topukta yer alan yaylanma sistemiyle hayata geçirilen Shox sneakerları piyasaya sürülüyordu. 

Kilgore'un sneaker dünyasına kattıkları elbette Nike Air Force 1 ve Shox'un arkasındaki fikirlerden ibaret değil. Diğer sneaker tasarımcılarına verdiği ilham, disiplin ve durmak bilmeyen araştırma ruhu günümüzde de inovatif ve yenilikçi sneakerların tasarlanmasına imkan tanıyor. 

BÜLTENE KAYIT OL!

YENİ ÇIKAN ÜRÜNLER, ETKİNLİKLER, HABERLER VE DAHA FAZLASI İÇİN KAYIT OL.